Skip to main content
Anneyim-ve-Depresyondayim

Anneyim ve Depresyondayım

Anneyim ve Depresyondayım

Baby&You Dergisi Aralık Sayısı 2011

 

baby-you-2011-12Anne olmak bir kadın için en güzel deneyimlerden biri olarak nitelendirilse de bazı anneler için bu süreç zorlu geçebilmektedir. Annelerin yaşadığı depresif rahatsızlıklara değinirken ilk ele almamız gereken doğum sonrası depresyondur. Eğer sizde bir anne olarak depresyonda olduğunuzu hissediyorsanız Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi Uzm. Klinik. Psikolog Sinem G. Şahin annelik ve depresyon hakkındaki izlenimlerini okumalısınız!

 

Doğum bir kadının hayatında yaşadığı en büyük değişikliklerden biri. Sadece yeni bir bebek dünyaya gelmiyor, annenin de dünyası büyük ölçüde değişiyor. Bir yanda; kendinden bir parçaya, onun yardımına bakımına muhtaç küçücük bir canlıya hayat vermenin keyfi, bir yanda hayatında olabileceğini düşündüğü değişikliklerin verdiği… Şimdi uzmanımız depresyon ve annelik konusunda önemli bilgiler veriyor.

 

Annelikle gelen duygu değişimi
Yeni bir varlığı dünyaya getirmek, kadında hem hormonal hem duygusal anlamda değişimler dalgalanmalara sebep olur. Bu nedenlerden dolayı yeni doğum yapmış annelerde ilk on gün annelik hüznü denilen duygulanım durumlarını doğal karşılarız. Fakat bu süreç iki haftadan fazla sürerse o zaman doğum sonrası depresyondan şüphelenilmesi gerekmektedir. Annede ilgi ve enerji eksikliği, yaşamdan zevk alamama hali, şiddetli mutsuzluk, hüzün yada duygu küntlüğü, iştahsızlık, uyku problemleri, bebekle ilgili aşırı kaygı, bebeğin ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verememe, suçluluk ve yetersizlik duyguları, konsantrasyon ve bellek sorunlan görülebilir.

 

Annelerde depresyona yatkınlık
Annede oluşan bu depresyonun nedenlerini incelediğimizde birden fazla faktörün etkili olabildiğini görmekteyiz. Öncelikli olarak annenin henüz hamileyken yada daha öncesinde depresyon geçirmiş olması doğumdan sonraki depresyon riskini arttıran bir etken. Erken yaşta çocuk sahibi olmak, annenin bilişsel ve duygusal olarak kendini hazır hissetmemesi, istenmeyen gebelik durumları, sosyo ekonomik sıkıntıların aşırı stres ve endişe yaratması, eşler arasında problemli bir ilişkinin varlığı, annenin ihtiyaç duyduğu desteği eşinden ve çevresinden bulamaması, daha önce kayıpla sonuçlanmış gebelik deneyimleri, hamilelik sürecinde yaşanan ve annenin psikolojisini etkileyebilecek sarsıcı olaylar (yakınının kaybı, iflas durumları vs…) depresyona neden olabilir. Ayrıca bebeğin sağlığıyla ilgili olumsuz durumlar da annenin suçluluk ve yetersizlik duygularını tetikleyerek depresyona yol açabiliyor.

 

Mükemmel anne sendromu
Önemli başka bir boyut da mükemmel anne, mükemmel eş ve mükemmel iş kadim olmaya çalışırken arada sıkışıp kalan kadının yaşadığı depresyondur. Doğum sonrası depresyon dediğimiz durumu yaşamasa bile bir süre çocuğuyla ilgilenip sonra iş kariyerine devam etmek isteyen annelerde hem çocuğunun ihtiyacını eksiksiz karşılama çabalan hem de eş olarak görevlerini yerine getirme koşuşturması arasında yaşanan çaresizlik hislerinin yetersizliğe sonrasında da karamsarlık ve depresyona doğru gittiğini görmekteyiz. Bu dönemde kadının eşinden ve yakınlarından destek görmesi ve onay alması depresyonu önleyici ve iyileştirici öncelikli etkenlerdir.

Depresyonlu annenin çocuğuna tutumu
Hem doğum sonrası depresyon hem de annenin daha sonraki dönemlerde yaşadığı depresyon çocuğuna karşı olumsuz tutumlar sergilenmesine neden olur. Çocuğun bilişsel, sosyal ve duygusal gelişiminde anne ile olan önemi göz önünde bulundurulduğunda annenin çocuğa karşı aşırı soğuk ve ilgisiz yada tam tersine aşın korumacı olması yada sert olması çocuğun gelişim alanlarını olumsuz etkileyecektir. Özellikle anne ve çocuk arasında ilk bir yılda gelişmesi gereken güvenli bağlanma yapısı doğum sonrası depresyon yaşayan annelerde sağlıklı bir şekilde gelişemez ve bu da sonraki süreçlerde çocuğun kişilik yapısında sıkıntılara yol açar.

 

Bu önerilere kulak verin
Anne olduktan sonra bu süreçte kadının kendine zaman ayırabilmesi, dinlenebilmesi, çocuğa dair sorumlulukları eşi ile paylaşıp bütün kendi üstünde hissetmemesi, çevresinden, yakınlarından anneliğine dair takdir görmesi, çocuğuyla tensel temas kurmaya özen gösterip verimli zaman geçirmesi, hafif egzersizler yada yürüyüşler yaparak vücudunu zinde tutması ve öz bakımına dikkat etmesi depresyon oluşumu ve ilerlemesini önleyici faktörler olması adına önemlidir. Hem bireyin kendisi hem de aile içi ilişkiler için oldukça sıkıntı yaratabilecek bu sürecin en kısa zamanda ve sağlıklı bir şekilde atlatılması için geç kalınmadan bir uzmana danışılarak psikoterapi desteği alınması gerekmektedir.

baby-you-2011-12  baby-you-2011-12-s1  baby-you-2011-12-s2

Devamını Oku

Distimi

Distimi

Distimi

cosmopolitan-subat-2012-1Cosmopolitan Dergisi Şubat Sayısı 2012

 

Hafif ve Süreğen Depresyon: Distimi

 

Distimi kelimesini büyük ihtimalle daha önce hiç duymadınız. Oysa depresyon, pek çoğumuz için oldukça tanıdık bir hastalık. İşte distimi, depresyonun daha hafif ama uzun süre devam eden hali olarak tanımlanıyor ve çoğu zaman kişinin kendi karakter özelliği sanıldığı için teşhis ve tedavide gecikiliyor.

 

Çevrenizde kendisini sürekli mutsuz, neşesiz hisseden arkadaşlarınız var mı?
Ya da belki bu kişi sizsiniz. Ve hem kendiniz, hem de çevrenizdekiler bunu, sizin yapısal bir özelliğiniz sanıyorsunuz. Oysa uzmanlara göre, diğer depresyon türlerinden çok daha hafif süren ve ‘distimi’ olarak adlandırılan rahatsızlık, sinsi bir şekilde seyrediyor ve tanı konması güç oluyor. Bu konudaki ayrıntılı bilgiyi, Beyoğlu Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin’den aldık.

 

Tablonun En Az İki Yıldır Sürmesi Gerekiyor
“Bir kişide distimik bozukluk denilebilmesi için, bu semptomların yetişkinlerde iki yıl, çocuk ve ergenlerde ise en az bir yıl süregeliyor olması gerekiyor. Arada herhangi ciddi bir semptomun olmadığı dönemler olsa bile, bunlar iki aydan fazla sürmüyor, tekrar depresif sürece geçiliyor. Bu iki yıllık süre boyunca kişinin majör depresyon (belirtileri çok net görülen ağır bir depresyon türü) geçirmemiş olması ‘bu kişide distimik bozukluk var’ denebilmesi için gerekli bir ölçüt. Distimi erken başlangıçlı ve geç başlangıçlı olarak ikiye ayrılıyor. 21 yaşından önce başlamışsa erken başlangıçlı distimi, 21 yaşından sonra başlamışsa geç başlangıçlı distimi olarak tanımlanıyor. Distiminin oluşumunda hem genetik hem çevresel faktörlerin etkili olduğu görülüyor.
Semptomların hafif şiddette ve kronik olması bireyin de bunları kendi kişilik özelliği zannetmesine yol açıp tedavi için bir uzmana başvurmasını geciktiriyor.
Bir kişide distimi olduğu keşfedilemeyip tedavi edilmediğinde hastalık kendini somatize edebiliyor. Yani artık kendini fiziksel olarak ağrı, bitkinlik, herhangi bir iş hastalığı şeklinde dışa vurabiliyor. Genelde de zaten kişi bu şikayetlerle doktora başvurduğunda yapılan araştırmalar sonucu hastalık ortaya çıkıyor.”

 

Tedavi Tek Yönlü Olmamalı
Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, distimi tedavisinin tek yönlü işleyen bir tedavi olmaması gerektiğini anlatıyor ve bu konudaki sözlerine şu şekilde devam ediyor.

 

“Sadece terapi desteği ya da sadece ilaç kullanımı yeterli değil ve bu yaklaşım iyileşme süresinin gereksiz yere uzamasına veya hastalığın ileriki bir dönemde tekrar ortaya çıkışına neden olabilir. En ideal tedavi yöntemi, bir psikiyatr kontrolünde, uygun ilaçların alımı ve bir uzman tarafından verilen terapi desteğinin paralel bir şekilde gitmesi. Distimik bozukluğu olan kişinin terapideki devamlılığı ve sabrı, ilaçlan uygun dozlarda ve düzgün kullanımı da iyileşme süreci için önemli.” Şahin’e göre, tedaviyle, kişinin depresif duygu durumunun üstesinden gelmesi, yaşamdan zevk alıp, hayatın iyi-kötü yönleriyle yüzleşmesi ve sosyal ilişkilerindeki sorunları çözüp çevresiyle kaliteli ilişkiler kurması amaçlanıyor.

cosmopolitan-subat-2012-2

Devamını Oku

is-Yeri-Tacizi-Mobbing

İş Yeri Tacizi Mobbing

İş Yeri Tacizi Mobbing

sabah-gazetesi-IS-YERI-Tacisi-MOBBING-218x300İŞ YERİNDEKİ PSİKOLOJİK TACİZ-MOBBİNG

 

Mobbing, bir kişinin çalıştığı yerde maruz kaldığı psikolojik tacizdir.

Bu tacizin temel nedeni kişiyi bezdirip işten çıkmasını ya da attırılmasını sağlamaktır. Maalesef iş yeri tacizlerinin oranı ne kadar fazla olsa da henüz bu konu ile ilgili farkındalık ve yaptırım yeteri düzeyde gelişmemiştir. Öncelikle bireylerin iş yerinde yaşadıkları şeyin bir mobbing mi yoksa iş yeri ortamının doğal çatışması mı olduğunu ayırt etmesi gerekiyor.

 

Mobbing söz konusu olduğunda mantıksız şekilde özgüveni zedeleyecek oranda eleştiriler, alayalar, arkadan konuşmalar söz konusudur. Birey iş yerindeki sosyallikten izole edilmiş, dışlanmıştır. Yapması gereken işler yerine niteliğinin altında angarya işler yüklenir ve asıl işini yapamaz hale getirilir. Kişi hem bedensel hem psikolojik olarak tükendiğini hisseder. Eğer bu durumlar planlı bir şekilde oluşturulup kişi buna sürekli maruz kalıyorsa aklında ben bir mobbingzede miyim diye soru işareti oluşmalı.Mobbing kişilerin psikolojisini çok olumsuz etkiler.

Mobbing sinyalleri alındığında bu zorlu sürecin doğru işlemesi, daha rahat atlatılması ve kişinin bu durumla nasıl başa çıkabileceği konusunda farkındalık kazanması için psikolog desteği alması önemlidir.

 

Devamını Oku

Kisilerarasi-iliskilerde-Bagimlilik-Problemi

Kişilerarası İlişkilerde Bağımlılık Problemi

Kişilerarası İlişkilerde Bağımlılık Problemi

je-sens-la-rupture-arriverBazı ilişkilerde kişiler partnerine bağımlı olma davranışını gösterirler. Bu kişiler partneri olmadan yaşayamayacağını düşünür, ondan bağımsız bir eylem yapmak istemez, aşırı sahiplenerek herkesten kıskanır, bütün ilgisinin her zaman kendisinde olmasını ister aksi bir durumda dünya başına yıkılmış gibi hisseder ve aşırı tepki verirler. Özgüveni eksik ve partnerini kendinden daha üstün gören kişilerde rastladığımız bu sorunun kökenlerine baktığımızda ise ilk çocukluk döneminde anne ve çocuk arasında kurulan güvenli yada güvensiz bağ ile ilişkili olduğunu görmekteyiz.
Bu dönemde sağlam güven bağları geliştirip, annenin her ne koşul olursa olsun kendisini seveceğine ve terk etmeyeceğine inanan çocuk yetişkinlik döneminde de daha bağımsız ve sağlıklı ilişkiler yaşar.
Tersi durumda ise bağımlı kişilik oluşur, sosyal hayattan kopuk bir şekilde sadece partnerine odaklı yaşar. Çünkü hala eksik olan doyurulmamış benlik sevgisini tamamlamaya çalışmaktadır. Bu kişiler herhangi bir ayrılığın acısını çok daha fazla yaşarlar. Bunun ileri boyutları bağımlı kişilik bozukluklarında görülür.
Genelde kıskançlık, kaybetme korkusu yada ilgi açlığı şikayetiyle uzmana başvuran kişilerde, yada boğucu bir ilişki olduğu şikayetiyle destek almak isteyen çiftlerde problemin altından bu tür kişilik yapıları çıkabilir. Bir uzman yardımıyla farkındalık kazandırılarak yeniden kişilik yapılandırılması olmazsa eğer bu sorun bireylerin hayatında sürekli tekrarlayan bir ilişki problemi yaratabilir.

Uzm. Klinik Psikolog
Sinem Gül Şahin

Devamını Oku

iliski-danismanligi-resim

İlişki Danışmnlığı

İlişki Danışmanlığı

relationshipsVaroluşsal bir gereklilik olarak “öteki” ile ilişkiye girmeden yaşayamaz insan. Kimdir, nedir bu “öteki” ?

 

Öteki bizim dışımızdaki her bireydir; annemiz, babamız, çocuğumuz, kardeşimiz, komşumuz, patronumuz, arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz, bakkalımız, sokaktaki insan….vs. Yaşamımız için temel teşkil ve oldukça kritik olan bir “öteki” ilişkisi de kadın erkek ilişkisidir. Ötekilik her ne kadar ayrışmışlığı, farklılığı da çağrıştırsa kadın erkek ilişkisinin birbirini tamamlama boyutu da vardır. Hem bu kadar ayrı olan hem de kendini tam hissetmek için diğer yarıya ihtiyaç duyulan bu ilişki boyutunda zaman zaman desteğe ihtiyaç duyulabilir.

 

İlişki danışmanlığında esas alınan nokta tarafların ihtiyaçlarını, karşı taraftan beklentilerini ortaya çıkarıp, doyumsal bir ilişki yaşanması için gerekli mekanizmaların oluşmasını sağlamaktır.

Devamını Oku

Cagimizin-Problemi-Stres

Çağımızın Problemi Stres

Çağımızın Problemi Stres

stress2Stres çoğu zaman kişilerin özel yaşamını, iş hayatını ve ileri seviyede olduğunda psikolojik / fizyolojik sağlığını olumsuz etkileyen bir unsurdur. Stres aslında bir tepkidir. Organizmamızın üstesinden gelmesi gereken bir durumla karşılaştığında verdiği tepkidir,zorlantıdır. Bu tepkinin fizyolojik boyutları çoğunlukla dışarıdan gözlemlenebilir. Nabızda,terlemede artış, mide kasılmaları,kasların gerginleşmesi,nefesin daralması,kalbin hızlı atması gibi... Tepki sadece fizyolojik değil düşünsel ve duygusal boyutta da olur. Yoğun streste birey konsantre olmakta güçlük çeker, duygular daha yoğun ve kontrol etmesi güç bir hal alır.Bu sebeplerden insan ilişkileri ve iş ilişkilerinde problemler ortaya çıkar. Daha da ötesinde psikosomatik rahatsızlıklar dediğimiz psikolojik kökenli fiziksel şikayetler oluşur. Stresin olumsuz yanlarından bu kadar bahsetmişken olumlu yanlarını da unutmamak gerekir. Stres belli bir dozda olduğunda zararlı olmasının aksine yararlıdır. Birey fiziksel hem de düşünsel,duygusal anlamda harekete geçirir. Hiç stresin olmaması aşırı olması kadar uzmanları endişelendirir.

Herkesin stres eşiği farklıdır. Aynı olaya karşı iki kişi farklı düzeyde stres hissedebilir. Hatta aynı kişi aynı olaya farklı zamanlarda farklı oranda stres hissedebilir. Yani asıl belirleyici olan stres yaratan etkenden daha çok bireyin bu etkene ne kadar önem verdiği ve onunla başetme konusunda kendini ne kadar yeterli gördüğüdür.

Genel olarak stresin aşamaları üç kategoride ele alınır. 1-Alarm 2-Direnme 3- Tükenme. Stres yaratan etkenle karşılaştığımızda alarm durumuna geçeriz,bu bir nevi uyarı gibidir. Böylece bütün organizma bu duruma karşı direnmeye başlar. Ama direnme süreci uzun ve başarısız bir süreçse enerjimiz biter ve üçüncü aşama olan tükenme evresine gireriz. Önemli olan tükenme aşamasına gelmeden stres düzeyimizi dengeleyici önlemler alıp daha sağlıklı düşünebileceğimiz bir alana sahip olmaktır. Unutmayın sağlıklı ve sakin düşünemezsek problem çözme yeteneğimizi verimli olarak kullanamayız.

Uzm. Klinik Psikolog
Sinem Gül ŞAHİN

Devamını Oku

Ebeveyn-Ergen-iliskisi

Ebeveyn Ergen İlişkisi

Ebeveyn Ergen İlişkisi

Ebeveyn Ergen İlişkisiKİMSE BENİ ANLAMIYOR

Ergenlik döneminin fırtınalı geçmesinin en büyük sebeplerinden biri iletişim kopukluğudur. Ne ergen kendisinin anlaşıldığını düşünür ne de ebeveynler. Ergeni dinlediğimizde onun şikayeti kimsenin onu anlamadığı, anlayış göstermediği, anne babanın da şikayeti ergenin çok düşüncesiz davrandığı, onların iyi niyetlerini anlamadığıdır. Peki herkesin ortak bir amacı varsa, her iki taraf da birilerinin onları anlamasını istiyorsa bu iletişim bozukluğu nereden kaynaklanıyor ?
Sorun karşımızdakine yaklaşım tarzımız ve iletişim engellerimiz.

Emir verme, tehdit etme, sık sık öğütsel konuşmalar yapma, yargılama, suçlama, sürekli eleştirme yada tam tersine sürekli övme, alaycı tavırla yaklaşma gibi iletişim engelleri çözüm odaklı konuşmaları engeller, karşımızdakini kızdırır ve savunmaya geçirir. İletişimi bir güç savaşı haline dönüştürmek ne sizin ne de karşınızdakinin işine yarar, çünkü bu savaşın bir kazananı yoktur.

Devamını Oku

okul-olgunlugu-testi

Okul Olgunluğu Testi Metropolitan

Okul Olgunluğu Testi Metropolitan

class460x276Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, okul öncesi çocuklara birinci sınıfa geçerken uygulanan, onların ilköğretim sürecine hazır olup olmadıklarını saptayan bir yeterlilik testidir.

Bu test sonucunda çocukların zihinsel, fizyolojik ve psikolojik yapısı değerlendirilir. Bu değerlendirme bize çocuğunuzun okul için gereken olgunluğa ne ölçüde hazır olduğu ve düzeyi ile ilgili bilgi verir.

Testin içeriğinde; Kelime Anlama, Cümleler, Genel Bilgi, Eşleştirme, Sayılar, Kopya Etme gibi 6 alt test vardır. Bu testler, çocuğun hangi alanlarda başarılı ya da hangi alanlarda eksik olduğunu görmemizi sağlar. Böylece, çocuğun birinci sınıfa başlamadan önce eğer desteklenmesi, geliştirilmesi gereken yönleri varsa aileler ve öğretmenleri bilgi sahibi olmuş olur.

Devamını Oku

Ergenlik-Donemi-Problematikleri

Ergenlik Dönemi Problematikleri

Ergenlik Dönemi Problematikleri

adolescentNE ÇOCUK NE YETİŞKİN

Ergenlik dönemi çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Bir geçiş dönemi olduğu için ne tam olarak çocuk özelliklerini taşıyan ne de tam olarak yetişkin diyebileceğimiz bir birey vardır karşımızda. Kendi kişiliğini oluşturmaya çalışan, ben kimim sorgulamasını yapan, bir yandan bağımsızlık arzusu içinde olup bir yandan da ebeveynlerinin desteğine ihtiyaç duyan ergen için bu dönem bir değişim dönemidir.
Fiziksel değişimlere eşlik eden ruhsal ve sosyal değişimlere adapte olmaya çalışmak zorlayıcı bir süreç olabilir. Bu dönemde içe kapanma, okul başarısında düşme, kendini beğenmeme, ebeveynlerini beğenmeme, yanlış arkadaşlıklar kurma, aile ile iletişimin bozulması gibi sorunlar görülebilir.

Profesyonel destek almak aileleri nasıl davranmaları gerektiği konusunda yönlendirici ve bilgilendirici olması , ergene bu geçiş döneminde ışık tutması açısından yararlıdır.

Uzm. Klinik Psikolog
Sinem Gül Şahin

Devamını Oku

Okul-Problematikleri-resim

Okul Problematikleri

Okul Problematikleri

vision-problems-schoolOKULA GİTMEK İSTEMİYORUM

Bütün ebeveynlerin özellikle okulların açıldığı ilk hafta en korktuğu cümlelerden biridir; “anne baba, okula gitmek istemiyorum”. Eğer çocuğunuzun okula ilk adım atışı aynı zamanda sizden ilk uzun süreli ayrılığı olacak ise buna tepki vermesini bir noktaya kadar doğal karşılayabiliriz. Önemli olan bunun okula uyum sağlama problemi mi yoksa sadece bir alışma süreci mi olduğunu iyi ayırt etmek.

Alışma süreci genelde bir hafta ile on gün arasında tamamlanır ve çocuk artık okulda öğretmeni ve arkadaşlarıyla olumlu ilişkiler kurarak, kendini güvende hisseder. Bunun sayesinde okula giderken ebeveynden ayrılma problemi, ya da okuldayken ağlayıp eve dönme isteklerinde bulunmaz. Ama eğer çocuğunuzda okula uyum problemi varsa bu süreç uzun sürer. Çocuğunuz sizden ayrılmak istemez, ağlayarak zorluk çıkartır, okulda öğretmeni ve arkadaşlarıyla iletişime geçmez, onlarla oyunlara katılmak istemez, mutsuz bir ifadeyle okulda dolaşır, size öğretmenini ve okulu kötüler, okul malzemelerini sürekli evde unutur ya da eve gelirken okulda bırakır, ödev yapmak istemez, okula gideceği zaman fiziksel bir rahatsızlık baş gösterir ( mide ağrıması, bulantı, baş ağrısı gibi).

Eğer buna benzer durumlar söz konusu ise sorunun nedeninin bulunması ve çözümü için geç kalınmadan mutlaka bir uzmana danışılması gerekmektedir.

Ayrıca ‘4+4+4 Okula Uyum Problemi ve Çözümü’ videomuzu izleyin.

Devamını Oku